07 Mart 2010, 13:17
Washington Enstitüsü Türkiye Araştırmaları Direktörü Soner Çağaptay'dan farklı bir Türkiye analizi
Geçen hafta üst rütbeli askerlerin tutuklanmasıyla beraber, Türkiye otoriter rejime doğru bir adım daha atmış oldu. Ne Avrupa'nın, ne Amerika Birleşik Devletleri'nin Türkiye 'nin yaşadığı değişimi göz ardı etme lüksü yok.
2002 yılında iktidara geldiğinden beri, İslamcı Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) ve aşırı muhafazakar Fethullah Gülen Cemaati (FGC) Emniyet ve medyada büyük güç kazandı. Rusya Başbakanı Vladimir Putin'e benzer bir şekilde, AKP hukuk kurallarını seçici bir şekilde kullanarak, ülkenin en büyük iki bağımsız medya grubunu susturmayı başardı.
Ülkedeki medyanın yarısına yakın sahip olan Doğan Grubu, ödemediği iddia edilen vergilerden dolayı $3.5 milyar tutarında vergi cezası ile karşı karşıya. Liberal medya patronlarından Mehmet Emin Karamehmet, bankası ile ilgili önceden yargılanıp, serbest bırakıldığı suçlamalardan ötürü 12 yıl hapis cezası aldı. Editörler, AKP'yi eleştiren bir yazı yayınlamadan once kara kara düşünüyorlar.
Konuştuğum Amerikalı diplomatlar, Türk ordusunun darbe yapmak için 5,000 sayfalık bir doküman hazırlamayacağını düşünüyor. Türk ordusunun darbe ortamı hazırlamak için camiileri bombalaması ve kendi uçaklarını düşürmesi tamamen akıl dışı bir düşünce—ortaya çıkan darbe iddiaları bu fikirleri kapsıyor. Türk ordusu hükümeti devirme planlarını baştan beri reddediyor. Yapılan açıklamaya göre, ortaya çıkan belge 2003 yılında yapılan bir stratejik zihin jimnastiği toplantısının, orduyu küçük düşürmek niyetinde olan kişiler tarafından yapılan değişiklikler ile bu son halini almış olduğu.
Geçtiğimiz iki yıl içerisinde, Türk ordusu sayısı gitgide artan kanundışı telefon dinlemeleri ve bilgisayar takipleri ve bunlardan yola çıkan hükümeti düşürme suçlamalarına hedef oldu. Sorulması gereken soru—Türk ordusu bu suçlamaları sineye mi çekecek, yoksa eskiden ülkenin laik kimliğinin tehdit altında olduğunu düşündüğü zamanlar da olduğu gibi karşı cevap mı verecek.
İslamcı hükümet Türkiye'nin laik kalelerinden olan yargıyı da ateş altına almış durumda. Geçtiğimiz ay, Gülen sempatizanı bir savcı, laik bir savcıyı Erzincan'da tutuklattı. Savcı aşırı milliyetçi Ergenekon örgütü üyesi olmakla suçlanıyor—bilindiği gibi AKP ve Gülen Cemaati, Ergenekon isimli örgütün hükümeti yıkmak istediğini iddia ediyorlar. Tutuklanmasından önce, Erzincan savcısı Gülen cemaatinin Çecen ve Hamas teröristleri için yaptığı bağış toplama aktivitelerini mercek altına almıştı.
Gülen cemaati ve AKP mahkemelere kendilerine yakın isimleri atayarak, yargının laik yapısını bozmak istiyor. Yargının da kanun dışı dinlemelerin hedefi olduğu açıkca ortada—medya raporlarına göre, 130'dan fazla hakim, savcı ve yüksek mahkeme üyesi, polis tarafından mahkeme kararı olmadan, kanunsuz şekilde dinlenmiş. Bu aslında inanması o kadar da zor birsey değil, çünkü geçtiğimiz sene Adalet Bakanı Türkiye 'de 70,000 den fazla insanin dinlendiğini söyledi.
Peki Türkiye için çıkış yolu ne? Darbe kesinlikle çıkış yolu değil. AKP'ye karşı alınacak bir mahkeme kararı ise geri teperek, partinin popülaritesini yükseltecektir. Bir daha ki seçimler 2011 yılında olacak. Ama o zamana kadar beklemek, siyasi zemini, eşitsizlik yaratacak biçimde, iktidar lehine tartacak. Bu yüzden Batı dünyası, Türkiye 'de seçimlerin özgür ve demokratik olması konusunda ısrar etmelidir. Eğer Türk medyası hür değilse, vatandaş kendilerinin ve yargının illegal şekilde dinlenildiği bir polis devletinde yaşadıklarını hissediyorlarsa, 2011 seçimleri özgür bir şekilde yapılamaz.
Ankara'dan İran ve Afganistan konusunda destek bekleyen ABD ve Avrupa, şu ana kadar AKP'yi eleştirmekten kaçındı. Kendilerini realist olarak nitelendirenlerin bilmesi gereken birşey var—liberal olmayan, İslamcı bir Türkiye önümüzdeki yıllarda Batı politikalarının daha fazla karşısında yer alacaktır.
KİMDİR?
Soner Çağaptay Washington Enstitüsü'nde kıdemli uzman ve Türkiye Araştırma Programı'nın direktörü olarak görev almaktadır.
Özellikle Türkiye-A.B.D. ilişkileri, Türkiye siyaseti, ve Türk milliyetçiliği hakkında birçok akademik dergi ve uluslarası basın medya yayında yazısı var. Bunlar arasında Wall Street Journal, Middle East Quarterly, Middle Eastern Studies, Los Angeles Times, Washington Post, ve Newsweek mevcut. Ayrıca Fox News, CNN, NPR, Voice of America, al-Jazeera, BBC, CNN-Türk, ve al-Hurra'da düzenli olarak konuşmacı olarak yer alıyor.
Tarih eğitimi gören Dr. Çağaptay, Türk milliyetçiliği üzerine yaptığı doktorasını Yale Üniversitesi'nde 2003 yılında tamamladı. Dr. Çağaptay Yale ve Princeton'da Ortadoğu, Akdeniz, ve Doğu Avrupa hakkında dersler verdi. Yale'de 2003'ün ilkbaharında verdiği Türk tarihi dersi üniversite tarafından bu konu üzerinde son 30 yılda verilen ilk ders olma özelliği taşıyor. 2006'dan 2007'ye kadar Princeton Üniversitesi'nin Ortadoğu Çalışmaları bölümünde Ertegün Profesör'ü olarak görev aldı. Şu anda Dr. Çağaptay Georgetown Üniversitesi'nin Dışişleri Okulunda ziyaretçi profesör olarak ders vermektedir.
Dr. Çağaptay birçok ünvan, burs, ve kürsü başkanlığına layık görülmüştür. Bunlar arasında Smith-Richardson, Mellon, Rice, ve Leylan bursları, ve Princeton'da Ertegün kürsüsü var. Ayrıca A.B.D. Dışişleri Bakanlığının Eğitim Enstitüsü'nde Türkiye Uzman Bölge Çalışmaları Programı'nın kürsü başkanıdır.
Uzmanlık alanları: Türkiye, A.B.D.-Türkiye ilişkileri, Kuzey Irak, Iraklı Kürtler, Türkiye ve İslam, Türkiye-AB ilişkileri, Kıbrıs, Türkiye-NATO ilişkileri, Modern Türkiye tarihi, Geç Osmanlı dönemi, ve Balkanlar.
En son araştırma alanları: Türkiye'de laikliğin kökeni, laik bir demokrasi için silahlı kuvvetlerinin önemi, Türkiye'nin son zamanlarda İslamcı siyasi partilerle deneyimleri, ve Türkiye'nin AB'ye geçiş çabalarının çerçevesinde olan siyasi açılımlar.
Konuştuğu diller: Türkçe, İngilizce, Almanca, Fransızca, İspanyolca, Boşnakça, Osmanlıca, İbranice, Azerice
Güncel kategorisindeki tüm haberler »